Bazen İnsan – 00

İnsan hiç kendi başına çorap örer mi? Ben ördüm. İlkin endişelenip, daha da hatalı örgü hamleleri yapabiliyorsunuz, fakat sakin olursanız her şey yoluna giriyor. Sözgelimi ben böyle olduğum zamanlarda metanetimi koruyup, makul olan en önemli hareketi yapar, ipin bitmesini beklerim. Yani örmeye devam ederim. Çünki kendi başına çorap örmenin paylaşılamaz bir hazzı vardır. Yüksek dirayet ister. Bir başkasının örmesinde nesne konumundayken, kendi örmenizde öznesinizdir. Her şeyi bilen ve görensiniz, irade sahibisinizdir. Tüm açıklarınızı ve zaaflarınızı bildiğinizden kendinizi her türlü köşeye sıkıştırıp mat edebilirsiniz. Hayatın olanca edilgenliği içinde bundan büyük keyif ne olabilir? Hiç. 😊

Bazen İnsan – 0

Kendimi kaybettiğimi düşündüğüm vakitler endişelenir, sonra aceleyle eşkalimi çizerdim. Rahatlar, böylece aramaya başlardım. İnsan en çok kendisinin nelerin ardına saklanıp, kimlere sığınabileceğini bildiğinden, işim kolaylaşırdı. Söz konusu kaçak gövdemse gövdemi, ruhumsa ruhumu çekip kulaklarından ait olduğu yere getirir, gürültüyse gürültü sessizlikse sessizliğin içine koyardım. Kendimi bulamadığım da olur, bu bulamayaşım bazan günlerce ve hatta aylarca sürerdi. Fakat sonunda bulurdum. Bazan da onca koşuşturma, onca kedere ve kaygıya rağmen hiçbir şey bulamaz, başım yerde öylece eli boş dönerdim. Eli boş döndüğüm vakitler, kendi içimde uzun süren tartışmalar sonrası, nasıl olacağını bilemediğim yeni bir ben yaratırdım. Yılanın derisini atması gibi olurdu her şey. Bir dahaki kayboluşa kadar bu yeni deriyi besler, okşar ve büyütürdüm.

BAZEN İNSAN – 33

İnsan hayata doğuş nedenini leyleklerden veya topraktan bilen fakat hayatta varoluş gayesini bir türlü bilemeyen, bildirilmiş bir gaye varsa şayet üşenmezse onun peşine düşen, daha doğrusu o gayeyi arayıp bulamayan veya hiç aramayandır bazen. Üstelik bu bir yerden bakınca kendisini ulaşılmazda saklı tutan bir yerden bakınca da aslında şuracıkdaymış hissi veren gaye’nin aranışı yahut aranmayışı esnasında onulmaz ruhî ve fizikî sancılar çekendir de.

( Aynı zamanda bu hayatta varoluş gayesiyle ilintili kulağına türlü hikayeler çalınan ve bu anlatılanların büyüsüne güzelce kapılandır da insan,
bu büyüyle hareket halindeyse duran veya durmakta ise harekete geçen.

Çünki aranılan gayenin kimi zaman durulmayıp geçilen kimi zaman da hareket edilmediğinden ötürü varılması mümkün olunmayan bir noktada olduğunu bulandır.

Nihayetinde gayenin belki de suyun çatlağına varması, kanın yarasına akması misali sadece gayeyi bulmak olduğu bilgisine ulaşandır da. )

BAZEN İNSAN – 162

İnsan nevi şahsına münhasır hırsı, kaygısı ve kibriyle nevi şahsına münhasır kanaatkâr, durgun ve mütevazı olan bir başka insanı seçip; onu söz çekici, sevgi tornavidası ve ilgi testeresiyle önce kırıp dökmek suretiyle dağıtıp, sonra ortaya saçılan bu parçalardan da meşru gördüklerini bir araya getirerek sakil de dursa yapıştırıp, bir savaş meydanı olarak algıladığı bu hayatta kendine kavgaoyun arkadaşı yaratmak isteyendir bazen.

Bir başınadır, öfkelidir ve özünde gölgesine kostüm arayandır hani.

BAZEN İNSAN – 29

İnsan anne veya babasına hayranlık duyup onları ilahlaştıran; onların oluşunu kendi oluşuna yalnızca temel değil, çatı da kabul eden; onlardan onlara bir kedi gibi sırnaşarak sevgi ve onların buyruklarına bir köpek gibi uyarak takdir almak isteyendir bazen. Temel besin membaını burada bulandır hani.

Fakat çoğu zaman ilgi, sevgi ve takdir yerine ayrımcılık, kayıtsızlık ve merhametsizlik görendir de. Hatta umduğunun aksine bunlara maruz kaldıkça azıtıp, evcil bir kedi veya köpek bürokratlığından, çaresiz ve hüzünlü birer sokak köpeği/kedisi azgınlığına dönüşüverendir de- azıcık, orta karar veyahut çok ‘yemek’ bulduğu her avuçtan yeni bir tanrı yaratan. İnsan

ölümü görüp sıtmaya razı olandır hani.

Bazen İnsan – 28

İnsan anne veya babası gibi olmak istemeyen, onların kaderini kendi yazısı kılmaktan imtina eden, onların hayatını düşük kabul edip, onlarınkinden bir karış dahi olsa yükseğe, mümkünse daha yükseğe, mümkünse bu yüksekten de yükseğe, hatta şöyle ki mümkünse o yukarı saydığı konumdan geri dönüp baktığı vakit o düşük saydığı konumu bir leke-nokta olarak dahi göremeyeceği bir yükseğe tırmanmak isteyen ve bu uğurda kendi ruhunu maaşlı bir işkenceci özeniyle kamçılayandır bazen. Acel ve ecelin kıskacında olan yüceler düşkünü bir ruhî cücedir hani.

Üstelik kimi zaman bu gocunma duygusuyla amaçladığına ulaşandır, fakat ulaşmak için geçen vakitte ruhuna öyle yaralar almış ve vermiş biridir ki, olduğu yerde bir türlü iflah olamayandır da. Yani aslında insan kendisini yukarı sayıp, yüce gördüğü konumlara harekete geçiren ve kimi zaman kendisini oraya ulaştıran itki ile bir zaman sonra aşağı sayıp, bayağı bulduğu yerlerden de aşağı konumlara düşürenin aynı itki olduğunu fark edemeyendir bazen. Acel ve ecelin kıskacında korkusuna müebbet mahkum olandır hani.